Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi Göğüs Cerrahi Merkezi 3. Cerrahi Kliniği
< ANA-SAYFA > < HASTALIKLAR > < MAKALELER > < SİGARA > < ENGLISH-VERSION >
 
KARİNA REZEKSİYONLARI

KARİNA REZEKSİYONLARI, KLİNİK DENEYİMLER
(Clinical Experience with Carinal Resection)
J Thorac Cardiovasc Surg 1999;117:39-53.
Mitchell JD, Mathisen DJ, Wain JC, Donahue DM, Moncure AC, Grillo HC.

Hazırlayan: Dr. Necmi Küçükyağcı, Temmuz 2003

Giriş:
Son 20 yıldan beri ‘sleeve’ lobektomi ve trakeal rezeksiyon raporları daha iyi dökümante edilmekte ve hava yolu rezeksiyonunun bu kategorisinin mortalite riski, morbiditesi ve indikasyonları bildirilmektedir. Daha az bilineni; karinanın rezeksiyonu ve rekonstrüksiyonudur. İntraoperatif havayolu sağlanması, anatomik rekonstrüksiyonun güçlüğü ve postop morbidite mevcut problemlerden birkaçıdır.  Bronkojenik karsinom için opere edilen genellikle sağ pnömonektomi vakalarını içeren evvelki karinal rezeksiyon raporlarında operativ mortalite oranları % 6.6-29 arasında bildirilmekteydi.

Hastalar ve Metodlar:
‘Massachusetts Gen. Hosp.’ de yapılan bu çalışmada tüm vakalar karina rezeksiyonu (konkomitan karinal rezeksiyon var veya yok) ve primer rekonstrüksiyon uygulanan 1962-1996 yılları arasındaki vakalardı. Aşamalı rekonstrüksiyonlu (staged) rezeksiyon uygulanan vakalar çalışmaya alınmadı, bu teknik erken deneyim dönemimizde arasıra kullanıldı ancak yüksek morbidite ve mortalite oranları sebebiyle terkedildi.
     Preop değerlendirme: Tüm hastalara dikkatli bir medikal değerlendirme yapıldı, kardiak ve pulmoner fonsiyon testleri ve mevcut medikasyonları incelendi, komplet pulmoner fonksiyon testleri, arteriel kan gazı analizi ve kantitatif ventilasyon-perfüzyon scan’i rutin olarak uygulandı. Konkomitan pulmoner rezeksiyon vakalarında tahmin edilen postop FEV1 ‘in 800 ml olması esas alındı. Anastomoz iyileşmesine etkisi sebebiyle uzun dönem steroid tedavisi operasyon için kontrendikasyon kabul edildi ve operasyondan 2-4 hafta önce hastaların steroidden kesilmesine çalışıldı. Mediastinal irradyasyon, operasyon için kesin bir kontrendikasyon değildir,vakaların çoğunda bir omental anastomotik sargı gibi özel operatif kararları gerektirir.
Radyolojik değerlendirme: Tüm hastalara Toraks BT yada trakeal/ karinal lineer tomografi yada her ikisi de uygulandı. Lineer tomogramlar havayolunu tutan hastalığın değerlendirilmesi ve rekonstrüksiyon için tutulmamış havayolu miktarının tesbitinde kullanılan en faydalı muyene metodudur. Metastaz açısından ek olarak kranial CT ve kemik sintigrafisi de endike olduğu durumlarda kullanıldı.
 Anestezi: Anestezi inhalasyon ajanları ve / veya kısa etkili hipnotikler, narkotikler ve paralitik ajanlarla yönetilir. Havayolu güvenliği sağlanana kadar bir inhalasyon indüksiyon tekniği kullanılır. Entübasyon için bir ‘extra-long’ ,flexibl, armorade tek lümenli endotrakeal  tüp kullanılır ki bu, endike olduğu zaman bir ana bronş içine ilerletilebilir ve tek akciğer ventilasyonu sağlanabilir. Boyutu ve esnek olmaması nedeniyle çift lümenli tüpler bu prosedürlerde sıklıkla problemler yaratır. Anestezi uzmanı ve cerrah arasında sıkı bir işbirliği olmalıdır, bu, akciğerin aralıklı olarak ventilasyonunu ve anastomotik sütürlerin doğru yerleştirilmesi için tüpün geçici olarak ortadan kaldırılmasını sağlar. Uc-uca (‘end-to-end’) trakeobronşial anastomoz birlikte getirilir ve sütürler bağlanır, orijinal endotrakeal tüp bronş içine ilerletilir ve ventilasyon kesinti olmadan sürdürülebilir.
Bizim deneyimimizde, erişkinlerde ve büyük çocuklarda karinal rezeksiyon ve rekonstrüksiyonu desteklemek için kardiopulmoner by-pass teknikleri gerekli olmadı. Bu seride by-pass 2 kez kullanıldı. Birinci hastada pulmoner artere invazyon sebebiyle tanjansiyel eksizyon yapılırken kısa bir sure kullanıldı. Diğer hastada ise kompleks karinal rekonstrüksiyon esnasında ağır pulmoner hemoraji  gelişti ve burada kullanıldı, serideki tek operatif ölüm vakası bu idi.
     İnsizyon:Genelde karinaya giriş en iyi sağ posterolateral torakotomi ile 4-5. interkostal aralıklardan olur. Sol karinal pömonektomi için bir sol torakotomi yaklaşmı ve daha extensive rezeksiyonlar için ise bilateral torakotomi yada ‘clamshell’ (bilateral submammarian, transsternal) insizyonlarının her ikiside kullanılabilir. En son sözü edilen yaklaşımlar yalnızca çok şişman hastalar için saklanmalıdır.1 vaka dışında median sternotomi kullanılmadı, çünkü giriş, karinal rekonstrüksiyonun en basit tipi dışında kötüdür.
Rezektabilitenin değerlendirilmesi: Tüm hastalara rijid bronkoskopi yapıldı. Endike olduğu zaman mediastinoskopi uygulandı. Mediastinoskopinin temel kullanımı, karinayı tutan bronkojenik karsinomun değerlendirilmesidir. Nodal durumun değerlendirilmesinin ötesinde mediastinoskopi birçok açıdan faydalıdır. Birincisi karinayı tutan malign olayın ekstraluminal yayılımının büyüklüğü tahmin edilebilir. Ek olarak pretrakeal planın açılmasıyla üst havayolu mobilitesinin geliştirilmesi,torakotomide distal trakea serbest disseke edildiği zaman sol rekürren laringeal sinire travmanın azaltılması sağlanabilir. Mediastinoskopi rezeksiyon düşünüldüğü zaman uygulanmalıdır çünkü, geçirilmiş mediastinoskopi daha sonra trakeal mobilitenin sağlanması ve tümörün yayılımı ve cerrahi planların tesbiti konusunda zorluklar yaratabilir. Rezektabilitenin son değerlendirilmesi torakotomide tamamlanır.Vena kava superiorun ya da özefagusun ( genellikle muskuler duvar) tömörle sınırlı tutulumu eğer tutulan mediastinal strüktürlerin primer onarımı olası ise operasyonu engellemez.
Anastomotik tansiyonu azaltmak için manevralar: Bütün havayolu anastomozlarında tansiyonu minimize etmek için özel dikkat gösterilir. Lateral kan desteği kesintisi olmaksızın aşağıdan pretrakeal planın ortaya çıkarılması(eğer mediastinoskopide yapılmadıysa) trakeaya biraz mobilite sağlar. İnferior hiler serbestlemeyle anastomotik tansiyonda önemli bir azalma sağlanır. Serbestleme, en iyi, havayolu rezeksiyonu başlamadan once sağlanır. İnferior pulmoner ligamanın divizyonunudan sonra inferior pulmoner ven ve Vena kava inferior arasında uzanan kenarın (rafe)’nin intraperikardial divizyonuyla hilumun altında perikarda U şeklinde bir insizyon yapılır. Daha fazla hiler mobilite bir komplet serbestlemeyle sağlanabilir ve perikardial insizyonla hilumun etrafı çepeçevre açılır. Komplet hiler serbestlemede ,bu strüktürlerin altında çalışmak suretiyle, hiluma doğru olan posterior lenfatik ve vasküler bağların korunmasına dikkat gösterilmelidir. Bu tip serbetleme hiler strüktürlerin yukarı doğru mobilizasyonu için birkaç santimin üzerinde bir mesafe sağlar ki bu durum sağ ana bronşun ya da intermedier bronşun trakea kenarına reimplantasyonunu planlandığı karinal rezeksiyon vakalarında özellikli önemlidir.
Montgomery tarafından tariflenen suprahyoid laryngeal serbestleme, bu seride erken dönemde arasıra kullanıldı ancak karinal rezeksiyon için faydalı bulunmadı. Boynun fleksiyonu servikal trakeyı karinaya doğrıu iterki bu ucuca trakeabronşial anastomozun biraraya getirilmesi ve korunması esnasında uygulanır. Bu manevra çok önemlidir ve kolayca gözden kaçabilir. Ameliyatın sonunda çene ve anterior göğüs duvarı arasına konan güçlü bir suture yardımıyla birkaç derece servikal fleksiyon sağlanır. Daha da önemlisi bu suture boynun ekstansiyonunu önler ,aksi takdirde anastomoz rupture olabilir.
Karinal rezeksiyon tekniği: Pretrakeal planın ortaya konması sonrası mobilize edilen trakeanın, sol ve sağ ana bronşların etrafına teypler konur.Trakeanın dönülüp askıya alınması esnasında sol n. laringeus rekürrense hasar vermemeye dikkat edilmelidir. Anastomoz için sınırlı bir marjinin olması dışında havayolu disseksiyonu rezeksiyonun planlandığı alana sınırlandırılmalı ve devaskülarizasyondan kaçınılmalıdır. Benzer sebeple hemen komşu yada açıkça tutulmuş lenf nodlarının ortadan kaldırılmsası dışında lenfadenektomiden kaçınılmalıdır.Malign process için rezeksiyon planlandığı zaman marjinlerin frozen section incelemesi önem kazanmaktadır.
Karina rezeksiyonu tamamlandığı zamanönceden tanımlandğı şekilde ventilasyon devam eder. Ucuca havayolu anastomozu, anastomozun altında ve üzerinde her 2 taraf laterale doğru traksiyon sütürlerinin yerleştirilmesiyle başlar(2-0 vicryl). Bu traksiyon sütürleri havayolu biraraya getirilği zaman anastomozun karşısında bağlanır ve tansiyonun azaltılması sağlanır. Boyutlardaki uyuşmazlık sebebiyle herhangi bir biçimlendirme uygulanmaz. 3-4 mm aralıklarla, konsantrik, basit,kesintili anastomotik sütürler 4-0 vicryl ile konur, sütürlerin havayolunun kesilen uçlarından 3-4 mm uzakta olmasına dikkat edilmelidir. Havayolu mukozası travmatize edilmemelidir. Sütürlerin yerleştirilmesi tamamlandığı zaman endotrakeal tüp doğrudan görülerek bronş içine ilerletilir. Traksiyon sütürleri sağlamlaştırıldıktan sonra anastomoz sütürleri bağlanır. Hava kaçağı açısından anastomoz test edilir ve gerekliyse onarılır.
‘End-to side’ anasomozda da benzer teknik kullanılır.(Resim 2) ancak 2 ek uygulama eklenir. Birincisi trakeanın kenarında ovoid bir açıklık oluşturulur. Bronş kısmı tamamıyla kartilajinöz kısımda olmalı ve membranöz duvardan kaçınılmalıdır.Bu anastomoz düzeyinde ek bir rijidite sağlar. İkincisi, oluşturulan açıklık ucuca anastomozdan en az 1 cm uzakta olmalı,kullanılan kartilajinöz istmusun devaskülarizasyonu ve nekrozundan kaçınılmalıdır.
Bütün dikiş hatlarının tamamlanması ve test edilmesi sonrası canlı dokularla herbir anastomoz çepeçevre sarılır. Bu, anastomozu destekler ve komşu pulmoner damarlardan ayırır. Bu seride, önceleri primer olarak plevra kullanıldı. Şimdi tercih edilen internal torasik aterin bir dalıyla desteklenen pediküllü bir perikardiak fat kullanılmaktadır. Arasıra interkostal kaslar ve özellikle preop radyoterapi uygulanan vakalarda omentum kullanılrır.
Karinanın rekonstrüksiyonu: Karinanın sınırlı rezeksiyonları için sağ ve sol ana bronş bir neo-karina oluşturmak üzere tekrar yaklaştırılabilir ve distal trakeaya anastomoz edilebilir.Yeni oluşturulan karinanın yukarı doğru hareketi aort arkusuyla sınırlanır, bu yüzden bu rekonstrüksiyonda havayolu mobilitesinin çoğu trakeadan gelmelidir. Karinayla birlikte biraz daha uzun bir trakea kısmı rezeke edildiği zaman bir neokarina kullanımının engellenmesi nedeniyle rekonstrüksiyonun tercih edilen modu trakeanın sol ana bronşa end-to-end anastomozu ve sağ ana bronşun trakea kenarına reimplantasyonunu içerir ( resim 4). Bu anastomoz, sağ hiler serbestlemeyle kolaylaştırılır. Eğer rezeke edilen havayolunun uzunluğüu ( trakea ve sol ana bronş arasında ) 4 cm den fazlaysa serbestleme manevraları yapılsa bile bu rekonstrüksiyonla aşırı bir anastomotik tansiyon oluşabilir. Bu rekonstrüktif seçeneğin geri çevrilmesi ( trakeanın sağ ana bronşa end-to-end anastomozu, sol ana bronşun trakea kenarına reimplantasyonu ) bu seride 1 kez kullanıldı, bunun nedeni ise ucuca  anastomozun ameliyat sırasında görülmesinde oluşan zorluklardı. İleri trakea tutulumlu karinanın rezeksiyonu için, trakea ve sağ ana bronş arasında ‘end-to-side’ anastomoz  ve sol ana bronşun intermedier bronş kenarına reimplantasyonu tercih edilir( resim 5).
Arasıra tümör yada diğer hastalıklar karinal spurun minimal tutulumuyla birlikte primer olarak sağ yada sol ana bronşları tutar. Bu vakalarda yalnızca spur ve etkilenen bronşu non segmental rezeke etmek mümkündür.
Eğer karinadaki hastalık, lob girişlerinide tutarsa ( tipik olarak sağ üst yada orta lob) etkilenen loblarda rezeksiyona katılarak rezeksiyon başarılabilir(resim 6). Rezeke edilen havayolunun aşırı uzun olmasıyla rekonstrüksiyon komplike hale gelir, tansiyonsuz anastomoz yapmak sıklıkla zordur. Karina ve sağ üst lobun rezeksiyonuyla bazen bronkus intermedius uygun hiler mobilizasyon yapılarak trakea kenarına implante edilebilir fakat sol ana bronşa reimplantasyon daha güvenlidir.Anastomoz için bronkus intermediusun trakea düzeyine ilerletilmesi anastomotik açılanma, devaskülarizasyon ve tansiyonla havayolunda nekroz ve daralmaya yolaçabilir. Rezeksiyon, sağ orta lobu da içerdiği zaman alt lob bronşunun en iyi reimplantasyonu sol ana bronşa olur.
Geniş endobronşial tutulum, bronşial obstrüksiyonun sonucu olarak harap akciğer  yada ipsilateral hiler damarların tutulumu karinal (‘sleeve’) pnömonektomiyi zorunlu kılabilir. Karinal pnömonektomi, karinanın kalan ana bronşa ucuca anastomozuyla başarılır(resim 7). Sağ karinal pnömonektomi vakalarında sol ana bronşun görece hareket ettirilemez olması nedeniyle zorluklar doğabilir. Sol karinal pnömonektomide özellikle sol kenar yaklaşımlarında aort kavsi sebebiyle görüş zor olabilir. Aortun mobilizasyonu ve ‘clamshell’ yada bilateral torakotomi yaklaşımlarıyla bu sorun çözülür.
Geçirilmiş bir pnömonektomi sonrası(resim 8) karinal rezeksiyon, karinal pnömonektomide olduğu gibi ucuca rekonstrüksiyola sağlanır, sağ kenar yaklaşımı tercih edilir. Geçirilmiş sol pnömonektomi sonrası şişirilmiş sol akciğerin hafif retraksiyonuyla bir sağ kenar yaklaşım tercih edilir.

Sonuçlar:
1962-1996 yılları arasında havayolunun primer rekostrüksiyonuyla (tek evrede) 134 hastaya karina rezeksiyonu yapıldı.( 70 erkek, 64 kadın ). Bu hastaların yarısı (67 ) son 9 yıl içerisinde ameliyat edildi. Ortalam yaş 47.8 idi.
Geçirilmiş operasyon: 37  hastanın ( % 28 ) bir akciğer veya havayolu operasyonu hikayesi mevcuttu; 11 hasta pnömonektomi ( 9 sol, 2 sağ ), 14 hasta daha küçük bir akciğer rezeksiyonu ( 9 lobektomi yada bilobektomi, 5 wedge rezeksiyon ) ve 9 hasta transtorasik trakeotomi ve lokalize tümör operasyonu geçirmişti. 2 hastada karsinom nedeniyle yapılan ve rezeksiyon sınırları pozitif kalan rezeksiyon ve rekonstrüksiyon mevcuttu. 1 hastada 7 yıl once geçirilmiş larinjektomi ( skuamoz hücreli ca) ve aynı hastalık patterni sebebiyle 2 yıl once geçirilmiş sağ üst lobektomi mevcuttu. Bu hastaya sağ üst lob güdüğünden doğan ve karinaya taşan rekürren karsinom sebebiyle sağ karinal ( tamamlayıcı ) pnömonektomi yapıldı.
Tanı: Primer rekonstrüksiyonlu karinal rezeksiyon için indikasyonlar tablo 1 de görülmektedir.
Preop değerlendirme ve tedavi: Bütün hastalara ameliyat öncesi  bronkoskopi yapıldı. 25 hastada ( % 18 ) önemli derecede malign havayolu obstrüksiyonu tesbit edidi ve bunlara preop ‘debulking’ uygulandı. Preop mediastinoskopi 48 hastada uygulandı.
İnsizyon: Sol karinal pnömonektomi gerektiren hastalar hariç sağ posterolateral torakotomi, vakaların % 92’sinde  ( 121 vakanın 111 i) kullanıldı. Pnömonektomi hikayesi olan 3 hastaya sol torakotomi yoluyla karinal rezeksiyon yapıldı. 2 hastada primer olarak sol ana bronşu tutan lezyon sebebiyle karinanın parsiyel rezeksiyonu ve rekonstrüksiyonu bir sol yaklaşımla yapıldı. Karinal rezeksiyon yada ileri derecede invaze eden adenokistik karsinom nedeniyle ameliyat edilen 2 vakada bilateral hiler mobilizasyonun sağlanması amacıyla 4. interkostal aralıktan bir ‘clamshell’ insizyonu kullanıldı. Benzer şekilde, sağ karinal pnömonektomi yapılan 1 vakada sol hiler hiler serbestleme gerekmesi sebebiyle median sternotomi uygulandı.
Sol karinal pnömonektomi gerektiren vakalar için havayolu rezeksiyonunun genişliğinin ( trakeadan sağ ana bronşa) sınılı olacağı tahmin edilen 5 vakada bir sol posterolateral torakotomi insizyonu kullanıldı. Daha geniş rezeksiyon ihtimali düşünülen vakalarda  ‘clamshell’  (5 vaka ) yada bilateral toraktomi ( 3 vaka ) insizyonları kullanıldı.
Bilateral torakotomi yada ‘clamshell’ insizyonuyla rezeksiyon yapılan 10 hastadan 6 sında emeliyat sonrası mekanik solunum desteği gerekti.
Ameliyat Şekilleri: Pulmoner rezeksiyon olmaksızın karinal rezeksiyon ve rekostrüksiyon 52 hastada uygulandı. 57 hastaya karinal pnömonektomi yapıldı ( 44 sağ, 13 sol ). 14 hastaya karina rezeksiyonu + sağ üst lob ( 11 vaka ) yada karina rezeksiyonu +sağ üst ve orta lob ( 3 vaka ) rezeksiyonları yapıldı.Geçirilmiş pnömonektomisi olan 11 hastaya karina rezeksiyonu yapıldı ( 9 sol, 2 sağ ).
Çıkarılan havayolu rezeksiyonunun ortalama uzunluğu 2,9 cm idi. Anastomotik komplikasyon yada postop ölüm gelişen hastalarda rezeke edilen havayolunun ortalam uzunluğu sırasıyla 3.7 cm ve 4.0 cm idi. Trakeanın sol ana bronşa anastomozu yapılan hastaların tümünde (89 hastanın hepsinde ) rezeke edilen havayonunun uzunluğunun bir anastomoz problemi gelişimiyle yakından ilişkili olduğu görüldü. Bu grupta eğer havayolu rezeksiyonu 4 cm nin altındaysa bir anastomotik komplikasyon oranı % 10 iken 4 cm veya daha fazlaysa bu oran % 32 ye yükseliyordu.
Havayolu rezeksiyonu ve rekonstrüksiyonunun ötesinde 21 hastada ek intratorasik prosedürler uygulandı.Bunların çoğunda komşu mediastinal strüktürlerin malign invazyonu vardı ve 10 vakada vena cava superiorun tamiri, 6 vakada özefagus ve 1 vakada her ikisinin de tamiri gerekti.
Anastomotik tansiyonu en aza indirmek için 64 hastada ek manevralar uygulandı; hiler serbestleme(49 vaka), laryngeal serbestleme(3 vaka) yada her ikisi( 12 vaka). Anastomozların hemen tama yakını sağlıklı otojen bir dokuyla örtüldü, primer olarak plevra yada pediküllü perikardın yağlı dokusu kullanıldı.Omentumun kullanıldığı 5 vaka preop radyoterapi almıştı ve trakeoözefageal fistüllü 1 vakada yaygın bir mediastinit mevcuttu.
Havayolu rekonstrüksiyonu: Özetle resim 9 da görülmektedir.
Ameliyat Sonrası Sonuçlar: 90 hastada ( % 14) ameliyat sonrası mekanik ventilasyon desteği gerekti. Postop ortalama hastanede hastanede kalış süresi 10 gündü. Ameliyat mortalitesi, total morbidite ve anastomotik morbidite oranları tablo 2 de özetlenmektedir. Karinal pnömonektomi için mortalite oranı sağda % 15.9 ve solda % 30.8 idi. İlk 67 hasta için operatif mortalite oranı % 16.1, son 67 hasta için ise bu oran % 9.0 idi.
10 hastada izlenen ARDS özellikle karinal pnömonektomi sonrası ortaya çıkmaktaydı( 10 hastanın 8 i). ARDS nin mortaliteyle ilişkisi % 90 oranındaydı. Primer olarak ARDS ile ilişkili 13 erken ölüm(0-33 gün) ve 4 geç ölüm(75-120 gün ) vardı ve bunların hepsi anastomotik komplikasyonlarla ilişkiliydi. Postop ölüm için lojistik regresyon analiziyle tanımlanan risk faktörleri; postop mekanik ventilasyon, geniş havayolu rezeksiyonu ve anastomotik komplikasyonların gelişimiydi( Tablo 3 ).
Anastomozdan kaynaklanan morbidite, sol karinal pnömonektomi ve karinal + lober rezeksiyon sonrası en belirgin artışı gösteriyordu ve sırasıyla % 38 ve % 36 idi.
Karina rezeksiyonları sonrası komplikasyonlar tablo 4 de görülmektedir. ARDS tanısı; diffüz pulmoner infiltratlar, nonprülan balgam, önemsiz balgam kültür sonuçları ve sol atrium hipertansiyonu.
Sonraki prosedürler: 60 hastada ilk işlem sonrası tekrar girişim gerektiren komplikasyonlar gelişti. 7 hastada anastomotik komplikasyonlar sebebiyle karinal re-rezeksiyon yapıldı. 2 hastada tekrarlayan sağ akciğer enfeksiyonu gelişti, bunlar başarılı şekilde tamamlayıcı pnömonektomi ile tadavi edildi. Diğer vakada sağ karinal pnömonektomi sonrası gelişen ampiem torakostomi ve sonrasında kavite obliterasyonunu hızlandırmak için kas transpozisyonu uygulanarak başarıyla tedavi edildi.Serinin erken döneminde karinal rezeksiyon ve sol akc ’exclusion’ u uygulanan 1 hastada, düzelmeyen hipoksemi sebebiyle sol pnömonektomi için bir bekleme süresi gerekti. 2 hastada ilk operasyondan aylar sonra fatal bronkovasküler fistül gelişti ( 1 hastada stent erozyonu, 1 hastada abse formasyonu sebebiyle ). Diğer 1 vakada karinal rezeksiyon sonrası anastomotik stenoz gelişti ve bu hasta seri silikon T-Y ve T tüplerle başarılı bir şekilde tadavi edildi.
Karinal re-rezeksiyon: 9 hastada gerekti. 8 hastada anastomotik stenoz veya separasyon ve 1 hastada ilk operasyondan 7 yıl sonra gelişen adenokistik karsinom nüksü mevcuttu. Nüks kanser gelişen bu vaka dışında ilk prosedürden re-rezeksiyona kadar geçen süre ortalama 11 ay ( 1.5-52 ay ) idi. Ortalama postop hastanede kalış süresi 11 gündü ve 1 hasta öldü ( 11.1).
Anastomotik morbiditenin etkisi: Karinal rezeksiyon sonrası toplam 23 vakada ( % 17.1 ) anastomotik komplikasyon görüldü. Ortaya çıkış zamanı hemen postop dönem ile 10 yıl sonrası arasında değişmekteydi. Bu hastaların 8’i hemen postop periyodda öldü ve diğer ikisi bronkovasküler fistül sebebiyle birinci yıl içinde kaybedildi. Anastomoz problemi gelişimiyle ilişkili tüm mortalite oranı % 43.5 ( 23 hastanın 10 u ) idi. Kalan 13 hastanın 11 de majör bir girişim gerekti( 7 hastada re-rezeksiyon, 2 hastada tamamlayıcı pnömonektomi, 2 hastada uzun süre kalan havayolu stenti yada tekrarlanan dilatasyon girişimleri).


Tartışma:
Bu serideki tüm mortalite oranı (% 12.7) diğer serilerdeki oranlarla karşılaştırılabilir düzeydedir. Postop ölümün en belirgin belirleyicileri, postop mekanik ventilasyon, havayolu rezeksiyonunun genişliği ve anastomotik komplikasyon gelişimiydi (tablo 3). Mekanik ventilasyon barotravmaya neden olur, infeksiyöz pulmoner komplikasyonların gelişimine yolaçar ve havayolu iyileşmesine olumsuz etkir. Postop ventilasyon önceden gösterildiği şekilde pnömonektomi sonrasında BPF gelişim için bir risk faktörüdür. Çalışmamızda postop ventilasyon gerektiren hastaların % 79’unda önemli derecede morbidite geliştiği görüldü.
Trakeanın yeterince mobilize edilmemesi aşırı anastomotik tansiyonla sonuçlanır.Bu sınırlar trakea ve sağ ana bronşun ucuca anastomozu için geçerli değildir, çünkü burada sağ hiler serbestlemeyle tam bir mobilizasyon sağlanabilir. Çalışmamız da bu kuralın değerini doğruladı; trakea ile sol ana bronş arasında anastomoz yapılan hastalarda rezeksiyonun genişliği 4 cm yada daha fazla olduğu zaman  anastomotik problem insidansı 3 kat artmaktaydı. Anastomotik tansiyonu azaltıcı teknikler rutin olarak kullanılmalıdır. Tüm hastalarımızda boyun fleksiyonu, pretrakeal planın disseksiyonu, traksiyon sütürleri ve postop çene ile göğüs arasına konan sütürleri kullandık. Endike olduğu her durumda parsiyel veya tam hiler serbestleme kullanılmalıdır.
Karinal rezeksiyon sonrası hastalarda anastomotik komplikasyonların etkisi küçümsenemez. Bu seride anastomotik problemli hastaların % 91 de prosedürle ilişkili morbidite ve mortalite vardı. Postop ventilasyon ve aşırı anastomotik tansiyonun ötesinde cerrahi teknik hataları da anastomotik morbidite gelişimnde majör rol oynayabilir. Hassas bir şekilde ( precise) sütür konması, havayolu devaskülarizasyonundan kaçınılması ve havayolu mukozasının atravmatik manipülasyonu anahtar faktörlerdir. ’End-to-side’ anastomozlarda rijiditeyi sağlamak amacıyla, oluşturulan havayolu açıklığı bütünüyle kartilajda olmalı ve havayolu nekrozundan kaçınmak amacıylada ucuca anastomozdan en az 1 cm uzakta olmalıdır. Sağlıklı ve canlı bir dokunun kullanımının da faydalı olduğuna inanıyoruz.
Her ne kadar sayıları az olsa da geçmişte radyoterapi alan hastaların hiçbirinde anastomotik komplikasyon gelişmedi. Bunun sebebi, bu vakaların çoğunda bir omental örtünün serbest olarak kullanımı olabilir. İlginç olarak bu seride önceki akciğer yada havayolu rezeksiyonları ameliyat mortalitesi için bir risk faktörü değildi. Karinal re-rezeksiyon için mortalite oranı( %11.1) idi ve bu prosedürlerin bir reoperatif işlem olarak başarılabilirliğini destekler. Bu seride karinal pnömonektomi için toplam mortalite oranı  % 19.3 idi(57 hastanın 11 i). Burada izlenen artmış mortalite oranının küçük bir bölümü bu grupta ARDS nin prevalansına bağlanabilir. 10 hastanın 8 de ARDS gelişim karinal pnömonektomi sonrası oldu.
Benign yada inflamatuar striktürlü hastalardaki operasyonların birçoğu gayet zordu,çünkü patolojik proçes tarafından oluşturulan diffüz havayolu tutulumu yada çevre mediastinal dokuların tutulumu sözkonusuydu.
Önemli mortalite ( % 31), overall morbidite ( % 69) ve anastomotik morbidite ( % 38) oranları sol karinal pnömonektomi ile ilişkiliydi. Bunun için birçok sebep sıralabilir. Birincisi bir sol torakotmi yoluyla karinaya yaklaşım primer olarak aort kavsi sebebiyle zordur. Karinaya giriş için aortanın mobilizasyonu gereklidir. Bu seride 13 hastanın 8’inde uyguladığımız bilateral torakotomi yada ’clamshell’ yaklaşımlarıyla ameliyatta görüş(’exposure’) artırılabilir ancak hastaya ciddi bir fizyolojik maliyet yükler. Bu tip insizyonların kullanıldığı hastaların % 60 da mekanik ventilasyon gerekti.
Karina+lober rezeksiyon yapılan hastalarda da önemli bir (% 36) anastomotik morbidite oranı vardı. Bu hemen daima ’end-to-side’ sekonder anastomoza ait problemlerden kaynaklanıyordu. Belirtilen faktörlere ciddi önem verilmesine rağmen (anastomozun tansiyonu, devaskülarizasyon ve cerrahi teknik) anastomozda meydana gelen daralma kalan akciğer için pnömoni, bronşektazi ve sonuç olarak absenin bir kaynağı oldu. Bu hastalarda bazen operasyondan yıllar sonra olmak üzere re-rezeksiiyon yada tamamlayıcı pnömonektomi gerekli oldu. Bu deneyimlerin ışığında; karina+lober rezeksiyon gereken hastalarda eğer tolere edebilecekse karinal pnömonektominin gözönünde tutulup uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Eğer reimplantasyon uygulanması gerekiyorsa ( bronkus intermedius yada sağ alt lob bronşunun her ikisinden biri) bu sol ana bronşun kenarına olmalı, trakeaya olmamalıdır. Bu bronşların trakeya anastomozu, sağ ana bronşun trakeya implantasyonu olmadığı müddetçe aşırı bir anastomoz gerginliğine yolaçar.
Aşamalı karina rezeksiyonu ve rekonstrüksiyon uygulanan hastaları çalışma dışı tuttuk. Bu tip prosedürlerin sıklıkla tatmin edici olmayan bir sonucu vardı ve bu yüzden ancak kısa bir süre kullanıldı. Bu durum, rezeksiyondan önce dikkatli hasta seçiminin önemini vurgular, havayolu devamlılığının tekrar sağlanması başarılabilir mi sorusu araştırılmalıdır. Bazı durumlarda ( özellikle adenokistik karsinom ) bu, geride kalan tümör odağını sterilize etmek amacıyla postop radyoterapiye güvenerek bir mikroskopik pozitif margini kabul etmek anlamına gelebilir.
Karina rezeksiyonu ve rekonstrüksiyonu için başarılı bir sonuç birçok faktöre bağlıdır.Operasyonun fizyolojik sonuçlarını tolere edebilecek hasta seçimi dikkatle yapılmalıdır. Rezeksiyonun güvenlik sınırlarının anlaşılması, havayolu rekonstrüksiyonunun teknik nüansları ve anastomozun gerginliğini azaltmayı amaçlayan metodlar anastomoz morbiditesinin ciddi problemlerini en aza indirmelidir ki, bu bizim serimizde % 43 idi. Sonuç olarak özellikle karinal pnömonektomili hastalar olmak üzere karina rezeksiyonu yapılan hastalarda ARDS yi tedavi etmeye yönelik başarılı yöntemlerin uygulanabilmesi hastalığın sonucunu önemli oranda etkileyecektir.Pnömonektomi sonrası bu öldürücü problemin başarıyla tedavi edilmesinde nitrik oksid kullanımı ve karinal rezeksiyona uygulanabilirliği ile ilgili bulgular yayınlanmaktadır.